Kadının kısır hayatını anlatıyor, evlilik ile ters düşen hayatı.. O dönem için evlilik ile ilgili yorumlar ağır kalıyor.. | |||||||||||||||||||
Kadına saygı duydum; korkunç yüksek enerjisi, yapmak istedikleri, aşık olma isteği var. Ama kısır hayatı buna izin vermiyor. Aldatma arka planda anlatılan bir konu.. Romantizme bir saldırı var, ayrıca isim vererek Romantik akımın temsilcisi yazarlara da ... | |||||||||||||||||||
Kadın kimliğinde, zorunlulukları olan insanları anlatmış… Yazar da Hukuk okumak istemiş, hastalığı nedeni ile okuyamamış.. | |||||||||||||||||||
15 yaşında Emma 'dan nefret ettim, şimdi yaptıklarını bir baş kaldırı olarak görüyorum ve affettim:) | |||||||||||||||||||
Toplum içindeki yalnızlık, romatizm hicvi, kadının (genetik) romantizm ihtiyacı… Toplumun çürümesi, Fransız devrimi ilkelerine karşı ikiyüzlülük.. Tüm ilişkilerin arkasındaki çıkar hesapları.. | |||||||||||||||||||
Ölüm anı kızı ondan kaçıyor, kadın hiç anne olmadı… Annelik tercih ettiği bir rol değildi, kadına biçilen diğer tüm roller gibi.. O dönemde süt anne bir gelenek… | |||||||||||||||||||
Cerrah doktorluk o dönemde çok kutsal… Son karede gelen doktora övgüler, yazarın babasına yaptığı övgüler gibi… | |||||||||||||||||||
Kendisinden sonra ne olacağını düşündüğü, kocasının ilk eşi ile tek bağlantısı olan, gelinlik tacı ile gömülüyor | |||||||||||||||||||
Yeğen ve anneyi iyi gözlemlemiş… Kadını çok iyi anlatmış.. | |||||||||||||||||||
Kitabın ahlak dersi vermek gibi bir sıkıntısı yok.. Üstte vermek istedikleri ile alttakiler farklı… Mutlu bir sonla bitirseydi, mahkemede kendini savunamazdı, MADAM BOVARY de olmazdı:) | |||||||||||||||||||
Resimlerin içine gizlenen görüntüler gibi, üstteki hikayenin içine gizlenmiş asıl öykü… | |||||||||||||||||||
Fransa'nın tarihi düşünülür ise kitap karakterleri arasında bir benzerlik var,sürekli geldiği düşünülen ama gelmeyen demokrasi.. Devam eden krallık... Madam Bovary; Fransa Charles Bovary; Fransa kralı Rudolf: Napolyon | |||||||||||||||||||
Tatminsiz ve memnuyetsiz insanlar "Madam Bovary" olarak adlandırılırmış.. | |||||||||||||||||||
Gerçekçilik akımı: Bkz. Şule nin notları.. | |||||||||||||||||||
Gerçekçilikte kahraman olmaz, kişi üzerinden ortalama insan anlatılır, gelenekler vardır.. | |||||||||||||||||||
Halk içindeki sınıflar; Küçük burjuva, Burjuva Aristokrat Sınıf atlamanın iki yolu var, askerlik yada din adamlığı.. | |||||||||||||||||||
Kırmızı ve Siyah, bu akımın iyi örneklerinden biridir. O dönemde sınıf atlamanın iki yolu vardır; Asker olmak - Kırmızı üniforma Din Adamı olmak - Siyah cüppe | |||||||||||||||||||
Fransız ruhunda başkaldırı var? Ya biz de? VAR.. YOK… | |||||||||||||||||||
Abdülhamit ilk demokrasiyi getirmedi mi? 1909-1923… Anayasal monorşi ye dönüştü… | |||||||||||||||||||
Doğayı cansız bütün unsurları ile anlatır. Tasvire gösterilen derin ilgi, dram seviyesini düşürür. | |||||||||||||||||||
Konu kopuktur, zaten hayatın kendisi de kopuktur. | |||||||||||||||||||
Mutluluk denen bir şey yok, sızı var… | |||||||||||||||||||
19. yy dan sonra sermaye el değiştirdi. Bürokrasinin parası aristokrasinin ünvanı ile birleşerek yeni bir iktidar sınıf ortaya çıktı. | |||||||||||||||||||
Edebi yönü; | |||||||||||||||||||
Fransız okullarında yalın kompozisyona örnek olarak gösterilir.. | |||||||||||||||||||
Tasvirler ile inanılmaz bie arka fon oluşturup konuyu pekiştiriyor.. | |||||||||||||||||||
Jale Parla: Ömrünü bir romanı yazabilmek için vermiş.. | |||||||||||||||||||
Çevirideki hatalar; | |||||||||||||||||||
Fransızca'da "SEN" kalpten, "SİZ" saygıdan kullanılır.. Emma'nın Rudolf'dan borç isteme sahnesinde bu geçiş verilmek istenmiş.. | |||||||||||||||||||
Emma, Charles ile ilk karşılaştığında gülüyor, gülümsemiyor… | |||||||||||||||||||
Yazar, Emma 'nın ölümünü anlatırken otopsi gözlemlerinden faydalanmış… Hatta arseniğin bile tadına baktığı düşünülüyor.
|
2 Nisan 2010 Cuma
Madam Bovary, Gustave Flaubert
5 Mart 2010 Cuma
Dönüşüm, Kafka
Gregorz Samsa ; sevginin sömürü düzeni olduğunu fark edip yabancılaşmaya başlar.
Koşulsuz sevgi, belki Kafka koşulsuz sevgiyi bulsaydı, bu şekilde düşünmezdi.
Böcek olmasını hepimiz kabullendik…buna katıksız inanırız…bir anlamda böcek oluşu işe gitmek istemeyişidir..sisteme aykırılığıdır..yabancılaşmayı bu şekilde açıklar..
Başka bir kimliğe geçmesini istemiyor örneğin köpek olsa, başka bir hayvan olsa..Böcek olarak sarsıyor, seni şaşırtıyor, grotesk yaklaşıyor…Olmaması tercih edilen bir hayvan..
İnsanın hayal gücünü yok ederek, varoluşu yok ederek, her şeyin hazır bir şekilde verilmesini önleyerek, neden-sonuç bağı kurmaz, böylece kaybolursunuzJ
Neden ben farklıyım ? Toplumdan yabancılaşma…
Karının gıdıklaması, tavandaki yürüyüşleri aslında insan olarak yaşamında yaşayamadıklarını anlatır..Böcek olduğunda aldığı keyif, yaşam tadı çok daha olumludur.
Otobiyografik olarak bakıldığında Kafka ; hep odasında yaşaması, -odadan çıkmana gerek yok, dinle, dünya maskesini çıkarıp sunacaktır sana, eli mahkum sunacaktır sana..-
Her şeyi reddedince yaratıcı olmaya çalışanlar ve ölmeye meyledenler, kendini yok etmeye yönelenler..
Aile hayatı ve aile ilişkileri Kafka’nın yaşamına göndermeler..babasının zoruylu hukuk okuması, kızkardeşi öğleden sonraları ofiste kalacaksın diye söyleyince onun da onlardan biri olduğu ve Kafka’nın kendi yaşamını yaşamasına engle olması…
Plenty of hope, for God ? only not for us, where Gregor’s only option, in the end, is to die..
Kapitalist boyutu(düzene hizmet edemeyen), kazanıp üretemeyince istenmiyor, yok oluyor..
Sürüye dönebilmek için böceklikten çıkmalı ve içinde yaşadığı topluma hizmet edebilecektir.
Suçtan asla kuşku duymamalı.. Kafka’dan alıntı..
Bağımlı değil, bağlanan olmak ; sevgimizle bağımlılık yaratıyoruzJ oysa ki ..
Kim değişti ? Dönüştü ? Aile mi ? Gregorz mu ?
Nerdeyse 100 yıl önce yazılmış bir kitap…her zaman her yerde varolabilen böcek..
Toplantı öncesi üzerinde düşündüğümüz sorular :
1. Family ties in the work
2. What is the symbol of the cockroach?
3. Is Gregor's transformation into a cockroach merely an extension of his life before?
4. Why does Gregor feels guilty and trapped?
5. What is the irony(hicvedilen) in the work?
6. Does the word "metamorphosis" refer to Gregor or to whom/what? In what way(s)?
Sabahın en erken saatinde, bilmediği yerlere gidip, kişiliksiz otel odalarda kalıp, mutsuz ve tekdüze bir şekilde çalışan Samsa, sevginin aile içinde “dıştaki” sistemi var etmek ve devamını sağlamak üzere kurulan bir sömürü düzeneği olduğunu yavaş yavaş fark edip, her şeye yabancılaşmaya başlar. Bir süre sonra, bütün bu sistemin ayrıntılarını fark eder, tek tek, bir yapısalcı gibi söker.Zamanla,asla yadırgamayacağı, neden diye dönüp sormayacağı, kendinden başka bir şeye dönüşür. Hayata, kendine yabancılaşır ve bir sabah böcek olarak Kafka’nın kaleminin soğuk, ürpertici, gri dürtüşüyle uyanır.
Kafka bütün bu unsurları bir aile, yani sistemin en küçük çarkının ortasına itinayla yerleştirir. Bir şeyin bütün ayrıntılarını görmek için o şeye yaklaşmamız, mikroskop altına koymamız gerekir. Kafka da işte bunu yapar. Bu küçük aileyi, insanları esaret altına almaya başlayan, kendine yabancı hale dönüştüren sistemin mikroskobunda Samsa’yı aile lamı ile kapitalist düzenin lameli arasına sıkıştırır (Tıpkı ailesinin ona yaptığı, sistemin ona yaptığı gibi) ve incelemeye, bütün ayrıntılarını sökmeye, didik didik etmeye başlar.
Böyle bir inceleme, böyle bir analizde, Samsa’nın kendine yabancı oluşunu, insansı değerler ve elde tutulamayan donuk duraksamalarla değil de tam tersi elde tutulabileceğimiz, görebileceğimiz hale sokar onu böcek haline dönüştürür. Tıpkı Samsa gibi bizde durumu yadırgamayız. “Olur mu böyle saçma bir şey” deyip okumayı kesmeyiz. Samsa o sabah böcek olarak uyanmıştır, buna katıksız inanırız. Çünkü hepimizin içince biriken ve kendimizi öyle hissetmemize neden olan bir şeyi bulup çıkarmıştır Kafka. Bir anlamda böcek oluşu işe gitmek istemeyişidir, bir anlamda korkularıdır, bir anlamda bir ayak direme, bir tavır, sisteme inatlaşmadır. Ama hepsinin içinde olan ve sonunda bizim aklımıza dank eden bu sistem ve onun insanı yok ediş biçimini (yabancılaşma) ancak Samsa böcek olduğu için kavrarız.
Bu kavrayışa aslında kitabın sonunda sahip olmamız gerekirken, daha romanın başında, doğru dürüst bilgi vermeksizin bu “kavrayışı” nasıl kazandırmıştır Kafka? Samsa’yı sadece böcek yaparak nasıl oluyor da bizi içimizde olan, silinmiş, gerilere atılmış bir bilgiye anında ulaştırmıştır. Buradaki yanıt bizi soruya götürecektir. Kafka neden Samsa’yı böcek olarak uyandırmıştır…
Birçok varoluşçu eserde/piyeste klasik edebiyatın/tiyatronun bütün kurallarını hiçe saymak, onları yerle bir etmek vardır. Çünkü bu bağlantılar, bu gereksiz ayrıntılar insanın hayal gücünü yok etmektedir, yalan bir dünya yaratıp, varoluşumuzu yok edip sisteme eklemlemektedir. Her şeyin hazır bir şekilde verilmesi sonucunda seyircide kalan bir şey yoktur. Okuyucu/seyirci izler ve gider… Alışılmış algı derken kastım neden-sonuç, serim, gerilimli yükseliş ve final gibi klasik edebiyat/tiyatronun unsurlarından bahsediyorum. Bunlar seyirciye içkin haldedir. Godot’yu Beklerken beklemenin kendisi olur metin. Neden sonuç bağlarıyla takip eden seyirci inanılmaz bir tuzağa düşer. Çünkü yazarı Beckett asla böyle bir neden sonuç bağı kurmaz. Seyirci kendini kurmaya zorlar.
Tıpkı Beckett’in seyircisinin neden sonuç dizgesine göre oyunu (bir tanesi) merak etmesi gibi biz de Samsa’nın böcek olmasını merak eder ve sonunda nasıl insana dönüşeceğini anlamaya çalışır, takip ederiz. Bu akıl almaz durumdan nasıl kurtulacağına, nasıl ailesine geri döneceğine odaklanırız ama Kafka bununla ilgilenip, en alt katmana da bilgi kırıntıları serperken asıl yaptığı Samsa’nın “nasıl” bu hale geldiğini açıklar. Biz okuyucu olarak bir süre sonra klasik takip etme biçimlerini yitirir ve üstüne düşünmeye başlarız olanların. Bu hale nasıl geldiği geleceğinden daha önemlidir bizim için ve o anda ustaca önümüze bakmamız için çıkartılan “yönergelere” döneriz yüzümüzü.
Bu kocaman bir süreçtir. Yabancılaşma, kendinden başka bir şey olma durumu bütün bir aileye ve ondan çıkıp düzene bakarak bulabileceğimiz bir şeydir. İnsan çevresine, mekânına bağımlı bir birey olduğu için Kafka Samsa’yı öncelikle mekânında ele alır ve ince ince, ayrıntılı bir şekilde mekânı örer.
Bu kavrayışa aslında kitabın sonunda sahip olmamız gerekirken, daha romanın başında, doğru dürüst bilgi vermeksizin bu “kavrayışı” nasıl kazandırmıştır Kafka? Samsa’yı sadece böcek yaparak nasıl oluyor da bizi içimizde olan, silinmiş, gerilere atılmış bir bilgiye anında ulaştırmıştır. Buradaki yanıt bizi soruya götürecektir. Kafka neden Samsa’yı böcek olarak uyandırmıştır…
Birçok varoluşçu eserde/piyeste klasik edebiyatın/tiyatronun bütün kurallarını hiçe saymak, onları yerle bir etmek vardır. Çünkü bu bağlantılar, bu gereksiz ayrıntılar insanın hayal gücünü yok etmektedir, yalan bir dünya yaratıp, varoluşumuzu yok edip sisteme eklemlemektedir. Her şeyin hazır bir şekilde verilmesi sonucunda seyircide kalan bir şey yoktur. Okuyucu/seyirci izler ve gider… Alışılmış algı derken kastım neden-sonuç, serim, gerilimli yükseliş ve final gibi klasik edebiyat/tiyatronun unsurlarından bahsediyorum. Bunlar seyirciye içkin haldedir. Godot’yu Beklerken beklemenin kendisi olur metin. Neden sonuç bağlarıyla takip eden seyirci inanılmaz bir tuzağa düşer. Çünkü yazarı Beckett asla böyle bir neden sonuç bağı kurmaz. Seyirci kendini kurmaya zorlar.
Tıpkı Beckett’in seyircisinin neden sonuç dizgesine göre oyunu (bir tanesi) merak etmesi gibi biz de Samsa’nın böcek olmasını merak eder ve sonunda nasıl insana dönüşeceğini anlamaya çalışır, takip ederiz. Bu akıl almaz durumdan nasıl kurtulacağına, nasıl ailesine geri döneceğine odaklanırız ama Kafka bununla ilgilenip, en alt katmana da bilgi kırıntıları serperken asıl yaptığı Samsa’nın “nasıl” bu hale geldiğini açıklar. Biz okuyucu olarak bir süre sonra klasik takip etme biçimlerini yitirir ve üstüne düşünmeye başlarız olanların. Bu hale nasıl geldiği geleceğinden daha önemlidir bizim için ve o anda ustaca önümüze bakmamız için çıkartılan “yönergelere” döneriz yüzümüzü.
Bu kocaman bir süreçtir. Yabancılaşma, kendinden başka bir şey olma durumu bütün bir aileye ve ondan çıkıp düzene bakarak bulabileceğimiz bir şeydir. İnsan çevresine, mekânına bağımlı bir birey olduğu için Kafka Samsa’yı öncelikle mekânında ele alır ve ince ince, ayrıntılı bir şekilde mekânı örer.
Bu yapıyı inşa edişteki maharet ve intizam bizim Samsa’nın neden böcek olduğu yolundaki yürüyüşümüzde bize bir sürü ayrıntı, bir sürü bilgi taşıyacaktır.
Baba ve Patron arasındaki ilişkinin bu küçük ailedeki yansımalarını, yaşam izleri sürdüğünü görürüz. (Daha sonra bu izlerde silikleşecektir. Daha yeni yeni sarmaktadır her yanı Kapitalizm.) Samsa’nın eve ekmek getiren biri oluşundaki “babalığın” gücünü daha sonra böcek olunca elinden alınmasıyla ataerkil düzenin nasıl bir “sömürü” aracı olduğunun ayrımına varırız. Annenin korunması gereken bir şey olarak görülmesi, Kız kardeşin bir “reklâm” panosu gibi evin dışına asılması olaylarında sevgi denen “adı” ulvi içi boş kelimenin nasıl tuzak olduğunu Samsa’nın sert kabuğuna fırlatılan elmalarla birlikte bizde anlarız. Metinde o güne kadar yerleşmiş birçok “simge” kendiyle karşılaşır, hayatta karşılığı olmadığını, hepsinin köleleşme (böcekleşme) yolunda çıkarlar için başka şeylerle ilişkilendirildiğini anlarız. Baba – patron. Kız – reklâm panosu (gelecek) gibi birçok, aslında gün içinde değerlendirmediğimiz simgeleri fark ederiz. Baba sadece bize ekmek getiren, ihtiyaçlarımızı karşılayan biri değildir. Toplumsal olarak “patron”dur. Kız kardeş yine aynı şekilde, namustur, gelecektir…
“Bir kimsenin bir süprüntü yığını ya da bir köpek gözüyle baktığı şey, bir başkası için bir işaret bir simge olabilir” der Kafka Gustav Janouch ile yaptığı söyleşilerin birinde. Simgesel olarak ailede karşılığını bulan daha doğrusu “ailede” varlığını sürdürmek için karşılıklar yaratan düzenin nasıl yorumlandığını, yorumlanabileceğini işaret eder. Nereden, hangi amaçla baktığımıza göre ilişkiler derinleşir ve başka anlamlara sevk olur.
Simgelerin arasında kaybolmuş grotesk Samsa, ondan beklenen her şeyi yerine getirdiği zamanları düşünmeye başladıkça şimdiki zamanı biz kıyaslarız. Samsa sadece, bölük pörçük olan geçmişinden, olmayan umutlarından ve silikleşmiş arzularından bahsettikçe, önüne, gazete kâğıdı üstüne atılan yemekleri (önce tabak içinde, sonra gazete üstünde sonra öylesine odaya atılır yemekler) daha bir heyecanla karşılar. Böcek olana kadar olan hayatındaki tek düze hayat, mutsuzluk yerini yaşam dolu değerlere yollar. Karının gıdıklanması, tavanda yürüyüşlerdeki keyif gibi bir çok şey onu mutlu eder. Çünkü Samsa hayatında ilk defa istemediği bir şeyi yapmamaktadır. Babadan oğla geçen bayrak yarışından çekilmiştir. Ona yıkılan her türlü “görevi” geri iade etmiştir.
İşte bu iki zaman bize Samsa’nın neden böcek olarak uyandırılmış olmasını açıklar. Bize düşen bu böcek sürecini düşünmek, çıkarımlar yapmak ve neden böcek olduğunu anlamaktdır. Hiçbir şekilde, “Tanrı” anlatımını seçmiş olsa da asla kıyaslama yapmaz, bunu bize bırakır. Beckett tiyatrosunda olduğu gibi bütün verileri vermez, parçalardan bir şeyler çıkartmamamızı, arkadaki dünyayı korkmadan kazımamızı ister. Ya da dümdüz olarak okuma gözünde; işte bir böcektir Samsa ve sonunda “olması” gereken (yani korkanlar için) olur, ölür ve huzur gelir…
Huzursuzluğun daimi olması demek Samsa’nın yaşaması demektir. Romanda Samsa yaşadığı sürece aileye hâkim olan huzursuzluk onları bir “şeyler” yapmaya iter. Kız çalışır, anne yemek yapmaya başar, baba bir anda ayağa kalkar ve kasadan çıkarttığı paralarla hayata döner. Samsa’nın böcek olması (-ki feda ediliş) huzursuzluk ve kıpırdanış getirmesi aslında sistemin arzuladığı bir şey değildir. Çarklar yerine oturmalıdır.
Zamanla, en başlarda hasta, iyileşecek diye ses yapılmadan yaşanan ev bir anda Samsa’nın ancak evden gitmesiyle düzelebilecek bir hastalığa yakalanmıştır. Biz Samsa’nın neden böcek olduğunu izledikçe, nasıl bu hale geldiğini aile ve sistem üzerinden kavradıkça Samsa nihai olana, ölüme doğru sürüklenir. İçine kapanan, çalışmak istemeyen, bu çarkın parçası olmayı reddeden Samsa yok olurken aile geçişini tamamlar ve üstüne düşeni yaparak “insanların” gözünde de aklanır…
“…Zayıflar yalnızca güçlülerin kendilerine biçtikleri rolün negatifi olmak suretiyle direnebilirler…” Samsa’da bunu yapar. Sadece öleceğini bile bile “böcek” olur yani hayatta “böyle” yaşamayı istememektedir. Ama sistem bundan başka bir alternatif vermez. Aile de sisteme çanak tutar ve onunla bir olur. Samsa odasına kapanır, içine kapanır, defteri kapatır…
Baba ve Patron arasındaki ilişkinin bu küçük ailedeki yansımalarını, yaşam izleri sürdüğünü görürüz. (Daha sonra bu izlerde silikleşecektir. Daha yeni yeni sarmaktadır her yanı Kapitalizm.) Samsa’nın eve ekmek getiren biri oluşundaki “babalığın” gücünü daha sonra böcek olunca elinden alınmasıyla ataerkil düzenin nasıl bir “sömürü” aracı olduğunun ayrımına varırız. Annenin korunması gereken bir şey olarak görülmesi, Kız kardeşin bir “reklâm” panosu gibi evin dışına asılması olaylarında sevgi denen “adı” ulvi içi boş kelimenin nasıl tuzak olduğunu Samsa’nın sert kabuğuna fırlatılan elmalarla birlikte bizde anlarız. Metinde o güne kadar yerleşmiş birçok “simge” kendiyle karşılaşır, hayatta karşılığı olmadığını, hepsinin köleleşme (böcekleşme) yolunda çıkarlar için başka şeylerle ilişkilendirildiğini anlarız. Baba – patron. Kız – reklâm panosu (gelecek) gibi birçok, aslında gün içinde değerlendirmediğimiz simgeleri fark ederiz. Baba sadece bize ekmek getiren, ihtiyaçlarımızı karşılayan biri değildir. Toplumsal olarak “patron”dur. Kız kardeş yine aynı şekilde, namustur, gelecektir…
“Bir kimsenin bir süprüntü yığını ya da bir köpek gözüyle baktığı şey, bir başkası için bir işaret bir simge olabilir” der Kafka Gustav Janouch ile yaptığı söyleşilerin birinde. Simgesel olarak ailede karşılığını bulan daha doğrusu “ailede” varlığını sürdürmek için karşılıklar yaratan düzenin nasıl yorumlandığını, yorumlanabileceğini işaret eder. Nereden, hangi amaçla baktığımıza göre ilişkiler derinleşir ve başka anlamlara sevk olur.
Simgelerin arasında kaybolmuş grotesk Samsa, ondan beklenen her şeyi yerine getirdiği zamanları düşünmeye başladıkça şimdiki zamanı biz kıyaslarız. Samsa sadece, bölük pörçük olan geçmişinden, olmayan umutlarından ve silikleşmiş arzularından bahsettikçe, önüne, gazete kâğıdı üstüne atılan yemekleri (önce tabak içinde, sonra gazete üstünde sonra öylesine odaya atılır yemekler) daha bir heyecanla karşılar. Böcek olana kadar olan hayatındaki tek düze hayat, mutsuzluk yerini yaşam dolu değerlere yollar. Karının gıdıklanması, tavanda yürüyüşlerdeki keyif gibi bir çok şey onu mutlu eder. Çünkü Samsa hayatında ilk defa istemediği bir şeyi yapmamaktadır. Babadan oğla geçen bayrak yarışından çekilmiştir. Ona yıkılan her türlü “görevi” geri iade etmiştir.
İşte bu iki zaman bize Samsa’nın neden böcek olarak uyandırılmış olmasını açıklar. Bize düşen bu böcek sürecini düşünmek, çıkarımlar yapmak ve neden böcek olduğunu anlamaktdır. Hiçbir şekilde, “Tanrı” anlatımını seçmiş olsa da asla kıyaslama yapmaz, bunu bize bırakır. Beckett tiyatrosunda olduğu gibi bütün verileri vermez, parçalardan bir şeyler çıkartmamamızı, arkadaki dünyayı korkmadan kazımamızı ister. Ya da dümdüz olarak okuma gözünde; işte bir böcektir Samsa ve sonunda “olması” gereken (yani korkanlar için) olur, ölür ve huzur gelir…
Huzursuzluğun daimi olması demek Samsa’nın yaşaması demektir. Romanda Samsa yaşadığı sürece aileye hâkim olan huzursuzluk onları bir “şeyler” yapmaya iter. Kız çalışır, anne yemek yapmaya başar, baba bir anda ayağa kalkar ve kasadan çıkarttığı paralarla hayata döner. Samsa’nın böcek olması (-ki feda ediliş) huzursuzluk ve kıpırdanış getirmesi aslında sistemin arzuladığı bir şey değildir. Çarklar yerine oturmalıdır.
Zamanla, en başlarda hasta, iyileşecek diye ses yapılmadan yaşanan ev bir anda Samsa’nın ancak evden gitmesiyle düzelebilecek bir hastalığa yakalanmıştır. Biz Samsa’nın neden böcek olduğunu izledikçe, nasıl bu hale geldiğini aile ve sistem üzerinden kavradıkça Samsa nihai olana, ölüme doğru sürüklenir. İçine kapanan, çalışmak istemeyen, bu çarkın parçası olmayı reddeden Samsa yok olurken aile geçişini tamamlar ve üstüne düşeni yaparak “insanların” gözünde de aklanır…
“…Zayıflar yalnızca güçlülerin kendilerine biçtikleri rolün negatifi olmak suretiyle direnebilirler…” Samsa’da bunu yapar. Sadece öleceğini bile bile “böcek” olur yani hayatta “böyle” yaşamayı istememektedir. Ama sistem bundan başka bir alternatif vermez. Aile de sisteme çanak tutar ve onunla bir olur. Samsa odasına kapanır, içine kapanır, defteri kapatır…
Küçük burjuva çevrelerindeki tiksindirici aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen anlatı, aynı zamanda genelde toplumun kalıplaşmış, işlevini çoktan yitirmiş akışına bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı biçimde dile getirir. 'Gregor Samsa'nın başkalaşması, bir böceğe 'dönüşmesi', salt bir çarkın kaskatı dişlisi, eleştirmeyen, ama yalnızca 'boyun eğen' bir toplum teki olmaktan çıkma anlamını taşır; böylece böcekleşen'in yazgısı, elbet toplumca dışlanmaktadır.
Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu…”Kafka’nın 1912’de yazdığı Dönüşüm adlı anlatısının bu ilk cümlesi, tüm olağandışılığına, dahası şaşırtıcılığına, ürkünçlüğüne karşın, giderek daha da ürkütücü bir olağanlığa bürünecek bir öykünün habercisidir.
Babaya Mektup’ta ve Yargı’da olduğu gibi, burada da oğul ve baba söz konusudur. Ama, Dönüşüm, birçoklarına göre Kafka’nın yabancılaşma duygusunu en güçlü biçimde yansıttığı yapıtıdır aynı zamanda. Bir sabah yatağında bir böcek olarak uyanan Gregor Samsa, bilinci ve istemi dışında gerçekleşen bu dönüşümü bir türlü kabullenemez. Ailesi ve patronu ise, kısa bir şaşkınlığın ardından, onun artık bir böcek olduğunu kabullenirler. Ama böcek olmakla alışageldiği şeylerden koparak yepyeni bir konuma giren Gregor Samsa da, o güne kadar sürdürdüğü yaşama da, çevresindekilere de, bambaşka bir gözle bakacaktır.
Kafka’nın anlatılarından, romanlarından bize yansıyan dünya da, yazarının yaşamına değgin binlerce ayrıntıya gömülmeyi gereksinmeksizin varlığını sonrasız koruyan bir dünyadır ve bu konumunu artık Kafka’nın şöyle veya böyle yaşamış oluşuna değil, fakat kurgulanmış yazınsal gerçekliğine borçludur. Dönüşüm’ün kahramanı Gregor Samsa’nın babası ve ailesi arasında ayniyete yaklaşan bir benzerlik bulunabilir; dahası bu, belki kanıtlanabilir de. Ama bu, Kafka’nın Dönüşüm’de kendi yazgısını anlattığı demek değildir; bu açıdan Dönüşüm aile kurumunun bireyin yok edici yanlarını tüm korkunçluğuyla evrensel düzeyde yansıtan bir yazın metnidir. Daha da genelinde, çizgidışı birey-sürünün dışına çıkanı ezen toplum çatışmasını en çarpıcı biçimde dile getiren bir roman gerçekliğidir
“… Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içerisinde odaklaştıran toplum içersindeki bireyin tragedyasıdır. Gregor Samsa, ‘dönüştüğü’ güne değin çeşitli kölelikler ve zincirleri içerisinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir. Başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı, kendine uygun biçimi yaratır: Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesini, gerçekte artık başkalaşmasıdır. Böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin –onu tutsak kılan beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir.
Anlatıda toplumu simgeleyen aile, önceleri ümidini yitirmez, yeni Gregor’a hareket alanı sağlayabilmek için, odasının biraz boşaltılması gerekmektedir. Ama anne buna karşı çıkar ve ilginç olan, karşı çıkış gerekçesidir: ‘Bence en iyisi odayı eskiden nasıl idiyse aynen öyle korumaya çalışmamızdır, böylece Gregor yine aramıza döndüğünde her şeyi eskisi gibi bulur, arada olup bitenleri unutması da o ölçüde kolaylaşır.’
Burada –sözde anne sevgisiyle Gregor’un unutması istenen, onun gerçek anlamda bağımsız olabildiği zaman parçasıdır; Gregor sürüye dönebilmek için böceklikten çıkmalıdır ve sürüyle yeniden uyum sağlayabilmesi için böcek olduğu dönemi unutmalıdır. O zaman yine annesine ve babasına uyabilecektir; içinde yaşadığı topluma eskisi gibi ‘hizmet’ edebilecektir.
“Gregor’un yeniden ‘insan’ olmasından artık ümit kesildiğinde kız kardeşinin söyledikleri bu durumu daha vurgular: ‘Buradan gitmeli… tek çare bu, baba. Ama onun Gregor olduğunu düşüncesini kafandan atman gerek. Bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. Fakat o nasıl Gregor olabilir ki? Gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi…’
Kafka’nın gerçekte hemen tüm eserlerinde varolan gülmece öğesi burada da eksik değildir: çünkü burada sözü edilen ‘hayvan’, asıl ya da olması gereken insandır!
Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları, yeryüzünden silinene değin, Kafka’nın Dönüşüm’ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır.
Kafka, toplum, çevresi ya da yaşamı tarafından kendisine dayatılana karşı savaşmaktan çok, kendisine dayatılan ‘suç’un, ‘korku’nun üstesinden onu iliğine kadar içselleştirerek gelmeyi yeğliyor. Örneğin, “ ‘Korkum’, benim maddem,” diyor, “belki de en iyi yanım benim.” Yapıtlarından hiç eksik olmayan ‘suç’a gelince, “Bana yol gösteren ilke şudur,” diyor, “suçtan asla kuşku duymamalı…” Ne müthiş bir direniş!
19 Şubat 2010 Cuma
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar
Saatin kendisi mekân yürüyüşü zaman ayarı insandır. Bu da gösterir ki zaman ve mekân insanla mevcuttur.
- Aşağıdaki eklenmiş dosyada o kadar güzel detay var ki, ben yalnızca toplantıda konuşulanları kısa kısa yazıyorum,öncelikle ekli dosyaya bakmanızı tavsiye ederim.
- Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yaşamı ve eserlerini, hangi sırayla neyi okumak gerektiğini, kaç dile çevrilmiş olduğunu konuştuk, bkz wikipedia,amazon
- Yazarın parapsikolojiye olan ilgisini, paralelinde kendi merak ettiklerimizi ve bu konudaki tecrübelerimizi..
- Kitabın isminin güzelliğini ve en güzel kitap ismi olarak aldığı ödülü
- Kitaptaki karakter zenginliğini, Hayri İrdal ın yaşam öyküsünün kitabın 4 ana bölümü ile nasıl özdeşleştiğini ; Büyük ümitlerden küçük hakikatlere geçişi!
- Her bölümde giren karakterleri ve her bir karakterin nasıl ince ince işlendiğini kimisindeki bilgelik Nuri Efendi gibi kimisinde kaplumbağasının bile sürüldüğü yerde gidip bulduğunu haber veren Seyit Lütfullah gibi kaçıklarıJ
- Kendi babası ve kitaptaki Hayri İrdal’ın babasını, babaya yönelik göndermeleri
- Halasının dirilmesini ve yaşama dört elle nasıl sarıldığını(!)
- Oğlu ile ilişkisini, oğlunun hiçbir şekilde babasının işlerine girmediği, nasıl uzakta ve ari kaldığınız ancak zor dönemde nasıl yardım ettiğini
- Yapılan maketin araştırması yapılacak 8bu görevi ben üstlendim), bulabilirsem çekirdek kadroya birer kopya hediye edeceğimJ
- 2 değil 3 çocuğunun olduğunu ve hiçbirimizin fark etmediği kızının isminin Halide olduğunu Halit’e nasıl gönderme yapıldığını
- Bu kitabın yönetim el kitabı olarak okutulmasına oy birliği ile de ayrıca karar verilmiştir, örnek rol profili Halit..
| ahmet hamdi tanpınar sağlığında edebiyatçı kimliği yönüyle edebi çevreler tarafından yeterli ilgi ve alakayı görememiştir. tanpınar edebiyatçı/akademisyen kimliğine gösterilen bu ilgisizliği sükut suikasti olarak isimlendirmiştir. | "ne yaptım? beş şehir'le, okunmayan, hissedilmeyen büyük ve küçük hikayeler, romanla türk edebiyatı nın bütün bir tarafıyım. bu eserlerden memnun muyum? orası başka. fakat abdullah efendi nin rüyaları bilhassa 1.hikaye böyle tenkitsiz mi geçecekti? huzur ki okuyanların hepsi sevdiler, üç makale ile, yaz yağmuru hiçbir akissiz mi geçecekti? bunların türkiye ye getirdiği hiç birşey yok muydu? türkiye ye ve türkçe ye? ya şiirlerim? hala hiçkimse deniz manzumesinden bahsetmedi. deniz manzumesiki türkçe nin beş-on manzumesinden biridir. buna eminim. buna makalelerimi de ilave edin. hayır,ben adımı,küçük şöhretimi hakettim. fakat niçin bu haksızlık? bu işte eksiğim nedir? işin öbür tarafı hala kendimle cenkleşmem, hala kendimi olmuş addetmemem! belki de kendi kendimi mahveden benim. hakkımdaki sükut suikastinin bir sebebi de benim. edebiyatçılarla düşüp kalkamıyorum. 20 ile 35 yaş arasında olanlara çok yakındım, şimdi çok uzağım. aramızda bütün bir kültür ayrılığı var.mesafe...bu genişlik ve ayrılık benimle beğendiğim garplıların arasındakine hemen-hemen yaklaşıyor. edebiyatı, memleketin bugünkü vaziyetinde bu kadar ciddiye almamalıydım". |
| Özgür Yalım, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın (1901-1962) kült romanı “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü sahneye uyarlamış, 28 Ekim'den bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmekte. | |
| Büyük Ümitler | Çocukluk yılları Dayı'nın sünnet hediyesi saat Hürriyet MÜBAREK Tevkii Ahmet Efendi - Numan Bey Nuri Efendi-Seyit Lütfullah- Çeşminigar- Hala'nın dirilmesi, |
| Küçük Hakikatler | Askerlik sonrası Abdüsselam Bey, Emine, Şerbetçibaşı elması, Doktor Ramiz, Psikanaliz, Rüyalar, Emine'nin ölümü- Kendine İhanet Yangeldi Asaf Bey İspritizma cemiyeti: Nevzat Hanım-Murat, Zeynep Hanım intiharı Madmazel Afroditi ve Halası Atiye Hanım - Sabriye Hanım (öbür dünya, bu dünyanın devamı) Cemal Bey, Selma Hn |
| Sabaha Doğru | Halit Ayarcının dönemi Büyükdere Balıkçı- Menderes? Şeyh Ahmet Zamani ve oğlu Ahmet Kefen Yırtan Zarife Emine ve Pakize |
| Her mevsimin bir sonu vardır | 3. çocuğu Halide- Halit Ayarcı ve Pakize… |
| *dervişçesine tavırlarımız ve lâubalîyane, hatta tiryakice ahvalimiz | |||||||||||||
| *insan her şeyi açıkça söylemedikten sonra neden yazsın ki | |||||||||||||
| *kendi isteksizliğimize zaruret, imkânsızlık gibi adlar koymağa.. | |||||||||||||
| *her şeyin zıddıyla maruf ve mümkün olduğu | |||||||||||||
| *günde 5 vakit namaz, ramazanlarda iftar ve sahur her türlüi ibadet saatle idi. Saat Allah'ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi. | |||||||||||||
| *hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz, fakat gün denen şeyin bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız. | |||||||||||||
| *beni adam eden saatlerdir. | |||||||||||||
| *Cenaba-ı Hak insanı kendi sureti üzere yarattı, insanda saati kendine benzer icat etti. İnsan saatin arkasını bırakmamalıdır. Nasıl ki; Allah insanı bırakırsa her şey mahvolur. | |||||||||||||
| *Saatin kendisi mekân yürüyüşü zaman ayarı insandır. Buda gösterir ki zaman ve mekân insanla mevcuttur. | |||||||||||||
| *insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu. | |||||||||||||
| *AYAR SANİYENİN PEŞİNDE KOŞMAKTIR. İYİ AYARLANMIŞ BİR SAAT BİR SANİYEYİ BİLKE ZİYAN ETMEZ. | |||||||||||||
| *dinlemesini biliyorsun ki bu mühim bir meziyettir. Hiçbir şeye yaramasa bile insanının boşluğunu örter. Karşısındakiyle aynı seviyeye çıkarır. | |||||||||||||
| *hayatta hep i elde etmek için hiç in kısır çölünde yaşamayı tercih etmişti. | |||||||||||||
| *şahsiyet dediğimiz şey ,bu, yani hafızanın ambarında ki maskelerin zenginliği ve tesadüfü. Onların birbirleriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir. | |||||||||||||
| *modern hayat ölüm düşüncesinden uzaklaşmayı emreder. | |||||||||||||
| *bu daima böyledir; hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan tesirlerini hafifleten varsa kabahatleri affettiren daima öbür hadiselerdir. | |||||||||||||
| *başkalarının halini tavırlarını görmek, onlar üzerinde düşünmek bana kendi vaziyetimi daima unuttururdu. | |||||||||||||
| *hal yoktur, mazi ve onun emrinde bir istikbal vardır. Biz farkında olmadan istikbalimizi inşa ederiz. | |||||||||||||
| *bir adı olan şey adıyla anılır. | |||||||||||||
| *Ah... Kelimeler ve onlara inanmanın saadeti | |||||||||||||
| *iyiliklerde kötülükler gibidir. Beraber gelirler | |||||||||||||
| *Her iş, iş değildir. İş evvela bir zihniyet ve zaman telakkisidir. | |||||||||||||
| *araya menfaatlerimiz girmeyince hadiseleri elbette başka türlü daha realist bir gözle görmeye hakikate daha uygun şekilde anlamaya ve yorumlamaya çalışırız. | |||||||||||||
| *KENDİNE İHANET EDEN İNSANLARIN DUYACAĞI BİR AZAPTI. | |||||||||||||
| *Olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. Artık Hürdüm | |||||||||||||
| *insanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz. | |||||||||||||
| *kordonsuz saat; yularsız hayvan, nikâhsız kadın gibidir. Saatini seven evvela bir kordonla kendine bağlar. | |||||||||||||
| *bazı insanların ömrü vakit kazanmakla geçer. Ben zaman kendi zamanıma çelme atmakla yaşıyordum | |||||||||||||
| *sanki ustadan ustaya yazılmış bir mektup ama belli ki size yazılmamış | <><><><> >>>>|||||||||||||
| *saat zamandır. Bunu düşünmemiz lazım | |||||||||||||
| *aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu ve ya bu şekilde. Fakat daima ödetir. Hiçbir şey olmazsa bir insanın hayatına lüzümundan fazla girersiniz ki bundan daha korkuncu olamaz. | |||||||||||||
| *maden kendiliğinden ayar kabul etmez | |||||||||||||
*menfa
|
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


